1 Kasım 2010 Pazartesi

damda deli var*

epeydir hastayım. kaç gün olduğunu bilmiyorum. hasta olduğum için günleri sayamadım.

hasta olduğum için pek evden de çıkamadım. bir tek cumartesi günü, derse. onda da kapıdan çıkıp arabaya bindiğim arabadan inip kapıdan girdiğim için dışarı çıktığımı kabullenemiyorum. hayır, çıkmadım dışarı.

iyi böyle. şu anda oturduğum evin iki katının bulunması hafızası neye ve kime göre olduğu bilinmeksizin tuhaf oyunlar oynayan bendenizi bahtiyar ediyor. zira aşağıdayken yukarının varlığını unutuyorum. oraya çıkınca başka bir yere gitmiş gibi oluyorum. aynı şey yukarıdayken de aşağısı için geçerli oluyor. basit bir bast hali.

geçen gece, bir de baktım gece bitmiş. gün doğmak üzere. ne zamandır ellemediğim fotoğraf makinesini de alıp yukarı çıktım. bir -iki kare derken, aklıma yukarının da yukarısının olacağı geldi. ben de dama çıktım.

eşofmanı çizmesinin içine sokulmuş, kazağının üzerine yelek giymiş, buynunda hayvan kadar makine, iki de bir burnunu silen ve yemenili deliyi damda gören olmadı sanırım. ama ben gördüm. güneşin arkamdan doğup karşımı set set aydınlatışını. arkamı döndüğümde de güneşi gördüm. bulutların karmaşasını. gördüm. 360 santigratsız derece.

bir de, çatıları çok seviyorum. tuhaf bir sevgim var çatılara karşı.

ben küçükken bir arkadaşımla, özür dilerim adını hatırlayamıyorum, -zira bahçemi söken dozerlerin verdiği travmadan sonra oyun yeri ve arkadaşları konusunda atipik yaklaşımlarım oldu. bilahare anlatırım- işte o arkadaşımla gözümüze kestirdiğimiz apartmanların çatılarına çıkar, dünyaya oradan bakardık. saatlerce oturduğumuz olurdu bazı çatılarda. hey gidi günler.

ne diyordum, çatıya çıkınca dışarı da çıkmış oldum aynı zamanda. iyi oldu.

piknik yapmak istiyorum bizim yeşil çatıda. gelince sen. korkmazsan düşmekten.

*aziz nesin'in kitabına saygıyla.

8 yorum:

M.R.B. dedi ki...

deli deliyi dakkada bulurmus...

kibrit kutusu dedi ki...

tamam ama ben aralik'ta gelicem ;) gecmisler olsun...

Adsız dedi ki...

günü hastanede geçirmiş bir insan olarak iyi biliyorum ki, yalnızca "sağlık" bir mücevher gibi kıymetli. öncelikli olarak sağlık dileklerimle.

yazılarınız siyahbeyaz, ancak rengarenk.. uzun zaman önce fotoğraf çekmekten vazgeçtim.
kameranın insafına bıraktığımız bir âna ait her şey imgelemimizde bölünüyor, parçalanıyor, başka bir biçimde yeniden kuruyordu çünkü.

güzel uğraştır fotoğraf, ama
çok ciddi bir sorumluluktur.

vedide yalınayak dedi ki...

m.r.b.'ciğim, hakkaten dakkasında buldun sayılır :)

kibrit kutusucuğum, üstüne alınman beni ziyadesiyle bahtiyar etti. buyur gel. yükseklik korkusu olmayan insan bulmak çok zorlaştı son günlerde ;)

Bedrettin Dünküçocuk dedi ki...

pek güzel bir anı. damı olan bir evde yaşıyor olmak bile nimettir kimilerine.

jora silverstone dedi ki...

allah sifa versin.

kibrit kutusu geldiginde sizin dam soguk, muhtemelen de karli olur. kayip dusebilirsiniz allah korusun ;)

ben yuksekten degil de alcaktan cok korkuyorum. olur mu?

vedide yalınayak dedi ki...

bedrettin dünküçocuk, ne kadar da doğru dediniz. şükretmek lazımdır.

vedide yalınayak dedi ki...

ah jora, kalbimin gümüştaşı..

bir kitap dolusu yazının içine ufacık bir cümle gizlesem senin için, onu da bulup alır mısın?

sen hep kork alçaklardan, zira insanın tabiatı gereğidir, bilmediği şeylerden korkar. sen bilemezsin onu. olur, kork.

bekliyorum.