09 Kasım 2009 Pazartesi

tüyap'a gittim ben. tee beylikdüzü'ne.

16 Ekim 2009 Cuma

ziyaretçiler

ben 9 yaşından 10 yaşına bastığım sene vardı, eminim. çünkü o sene doğumgünümü topağaç köyü'nde kutlamıştım. sorumlulukta sınır tanımayan büyüklerimiz dahi dizinin cazibesine dayanamayıp bizi uyuttuktan sonra pansiyonda yalnız bırakıp 'gazino'ya nam-ı diğer 'çay bahçesi'ne onu seyretmeye giderlerdi.

ziyaretçiler'i diyorum. ne güzeldi o. ihtişamlı güzellikteki yüzler ardında saklı çirkinlikleriyle, kuyruğundan tutup yukarıdan aşağıya göndermek suretiyle bir lokmada yiyiverdikleri fareleriyle falan..

ben en çok deri değiştirme kısımlarına vurulurdum. yıllar geçti hala geçemedim, vurgunum. bir mağaraya girerdi bunlar. koza örerlerdi kendilerine. bir hafta -on gün orda kalırlar ve sonra mesela 10 yaşlarında bir çocuk olarak girdiği kozasından 25 yaşlarında bir genç-olgun insan olarak çıkarlar..

iyi bişey.

13 Ekim 2009 Salı

teklif

"döverim seni fatma!" dedi. "gebertirim seni! tırnaklarını sökerim.."

inanın bundan daha güzel bir teklif duymadım.

05 Ekim 2009 Pazartesi

satranç tahtası

kule - at - rezil

14 Eylül 2009 Pazartesi

"beyaza boyanmış, çamura bulanmış bir bisiklettir hayat." *

*Sultan Ahmet Hidayet Eryılmaz

14 Ağustos 2009 Cuma

hurşit

eskiden, bundan sekiz sene kadar önce yaşlı bir kadının aşık olduğu ama bakamadığı "sevimli" ismindeki iran-van kırması gri beyaz kedisine sahip çıkmıştık. bizim eve geldiğinde ismi de karakteri de değişti. recep abim her ne kadar kızsa da ben ona şair fuzuli'nin ismini değil, gereksiz manasındaki anlamıyla fuzuli ismini koymuştum. fuzuli bir şey olduğunu biliyordum evde kedi beslemenin. yine de onu çok sevdim. uzun tatillere çıkarken eve bakıcı bırakacak kadar.. sonra fuzuli, sevgili ayşe sevim'in kedisi pasmalika'yla mutlu bir birliktelik kurdu. pasmalika hamile kalınca fuzuli'yi mirza özgür'e verdik. özgür'ün galata'daki teraslı evinde fuzuli bir karakter ve isim değişikliğine daha uğradı. şero oldu. ciddi ciddi ayak uydurmuştu beyoğlu'nun arka sokaklarına. yanına yaklaşanı çizen şero ile sesi soluğu çıkmayan ancak vikleyen sevimli arasında zerre alaka yoktu.

neyse efendim, pasmalika beş yavrusunu bizim evde doğurdu. birbirinden güzel beş beyaz yavru... anneleri sağır olduğu için gecede 4-5 defa uykumu bölüp onları annelerinin altında boğulmaktan kurtardım, sevdim okşadım.. pasmalika artık yavrularıyla ilgilenmeyi kesince evine geri gitti. kalan beş yavru ise "beyzade, kız, pejmurde, maşuk" ve ismini hatırlayamadığım biri daha evi o kadar çok dağıtmaya başladılar ki, birer ikişer bizi terk etmek zorunda kaldılar. aralarından en sevdiğim maşukla uzun zaman geçirdik. ta ki, şimdi yedi yaşında olan oğlum karnımda yedinci ayına gelene kadar. maşuk da gitmek zorunda kaldı. gerçi ona biraz torpil geçtik, nereye gideceği konusunda. hala çok sevildiğini biliyorum.

bizim kedi maceramızdan az çok haberdar olan ahmet (oğlum) bir gün gayet içten dua etti. kendi kendine.. duymam bile tesadüf eseri oldu. şöyleydi dua: "Allahım, evimizde bir kedimizin olmasını istiyorum. burda uyusun, evimizde yürüsün. sarı renkte olsun. lütfen.." o defteri öylesine kesin kapatmama rağmen yine de içime dokundu bu dua, düşündüm, alsak mı acaba?

ertesi gün salonda oturmuş tv seyrederken önümden bir kedi geçti sanki. sarı.

o günden beri o sarı kedi biz evden gider gitmez evine geliyor ve her ne yapıyorsa yapıyor. kovuyoruz, bizi sevmemesi için herşeyleri yapıyoruz. hayır. usanmıyor.

biraz önce yine kovdum onu. o koşarken dikkatimi çekti, hamileydi galiba. hurşit.

03 Ağustos 2009 Pazartesi

tarantinocuğum


"Ünlü yönetmen Quentin Tarantino evinin sürekli dağınık olduğunu itiraf etti. "Evime gelip masa üstüne bir dergi bıraktığınızda, üç sene sonra gelince, o dergiyi yine aynı yerde bulabilirsiniz" dedi."