9 Mart 2010 Salı

8 mart

günler birbirine karıştı yine sevgilim. hayatımın baş rol oyuncusu oğulcuğum hastalanalı beri. o iki küçük bademcik yine şişti, yine kabardı, yine beyaz beyaz oldu. gelsin antibiyotikler, gitsin ateş düşürücüler.

ahmet antibiyotik yerine antipoetik kelimesini kullanıyor. bu çocuğu karnımda taşırken kanımdan canımdan başka şeyler de verdim galiba kendisine. "korkuyorum anne."

günlerin birbirine girmesi sonucu bir aziz hatıramı hatırlamak durumunda kaldım. senelerden 97 olsa gerekti. tiyatro kursuma doğru sahip olduğum en hanım hanımcık kostümümle yol almaktaydım. ki bu kostüm ispanyol paça gri-beyaz kırçıllı ve hatta ütü çizgili bir pantolon üzerine giyilmiş krem renkli bir trençkot ana unsurlarından oluşmaktaydı. başımda da üzerinde çeşitli geometrik hesapların olduğu siyah-beyaz bir başörtüsü vardı. kostümüm çok önemli zira az sonra içine düşeceğim toplulukta bir yıldız gibi parıldayıp hengame içinde hengame yaşarken pek çok dikkatin üzerime çekilmesini sağlayacaktı.

günlerden 8 mart'tı ve ben henüz kadın olmak adına çok az şey biliyordum. tüneldeki kursuma gitmek için erken davrandığımı farkettiğimde henüz 83 otobüsündeydim ve dedim ki "hadi meydana kadar gideyim de şöyle yürüye yürüye devam edeyim."

"gün güneşli, insanlar neşeli, gel katıl bize, koşalım el ele"

polislerin geçilmez barikatı beni ve diğer insanları istiklal'in paralelindeki arka sokaklara yönlendirdi. neden? çünkü 8 mart. e n'olmuş? dünya kadınlar günü bugün. bırakın da yürüyeyim o zaman? olmaz. eylem var.

e dedim, peki madem. yürümeye başladım. ama arka sokaklar giderek karanlıklaştı. kalabalıklaştı. kalın seslerle doldu. nasıl olduğunu anlayamadım. etrafım kırmızı sarı bayraklarla, içlerinde asla beyazın bulunmadığı karmakarışık renkli kostümlü insanlarla çevrildi.

arkadan polis kovalamaya başladı. öndeki topluluk kaçmaya başladı. bir an tereddüt ettim, acaba polislere katılıp kovalasam mı, öndekilerle kaçsam mı diye. malesef tereddütüm çok uzun sürmedi. "ya kızar konuşmazsa / tereddüt- münir nurettin selçuk"  polislerle eylemciler çatışıyordu ve ben her iki tarafın darbına da muhatap olacak aradaki tarafsız bölgede bir başımaydım.

hiçbir dükkana giremeyeceğimi anladığımda şöyle bir etrafa bakındım. eline aldığı trafik levhası demirini kendi etrafında dönerek savuran bir dansçıya gökten yağan kaldırım taşları eşlik ediyordu. çığlıklara kanlar karışıyordu. ve inanın gerçekten de yeni düşmüş bir yıldız gibi parıldıyordum.

söylemiştim daha önce, ben eski bir atletim. koşmasını bilirim. koştum.
ve arkamdan ısrarlı bir ses duydum. ismimi haykırıyordu. dönüp bakmadım bile. ama öyle ısrarcıydı ki. sesi nasıl da ayrılıyordu kalabalıktan. "beni burada kim tanıyor olabilir ki?" merakıma yenik düşerek durdum ve geriye döndüm. kimseyi göremedim elbette o ısrara yakışan. aynı saniyede tekrar koşmak için önüme döndüğümde iki yumruğum büyüklüğünde bir kaldırım taşı adım atacağım yere düştü.

bu hatıramı bana hatırlatan bir güzel insanın doğuş gücüdür.

iyi ki doğdun dünya kadınlar günü ve pınar, kutlu olsun.

4 yorum:

Ferda dedi ki...

Çok heyecanlı bir romanın en heyecanlı sahnelerinden birini okuyormuş gibi okudum.. Ya vedidecim bi kitap yaz artık lütfen

p dedi ki...

canım vedidediciğim, ben doğduğumda sen harika bir yerde gününü gün ediyordun.(ki aslında herkes öyle yapıyordu.)sonra sen de geldin,buradakilere katıldın. şimdi de doğum günümü kutluyorsun. işler biraz karışık di mi? teşekkür ederim, sen de bana sana hatırlattığım şey için teşekkür edersin. bir ara...:)
pınar

gazoz kapağı dedi ki...

antipoetik- kalbimden vuruldum

vedide yalınayak dedi ki...

sevgili ferda, öyle güzel bir şevkin var ki sadece sen okuyasın diye, bazen bir an çok korkuyorum, kitap yazabilirim belki diye. ya hu ben kitap yazsam ne olur, yazmasam ne olur. mal ortada işte. benden ancak bu kadar oluyor.

cânânım pınar, sen doğduğunda ben harika bir yerdeydim evet, ben doğduğumda da burası harika bir yerdi, evet. harikalar diyarının binbir renkli çiçeği, ben sana ne kadar teşekkür etsem az gelir. lisanım tükenir, biçare kalırım. ama yine de denerim. zaten elimizde yeniden denemekten başka ne var?

ah gazozcuğumun kapağı.. ah..