kırık beyaza ekru diyorlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kırık beyaza ekru diyorlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2012 Perşembe

iç sesler korosu

yüzüme, hayatın anlamını bulmuşum da sana söylemiyormuşum gibi bakıyorsun. hayatın anlamını bulmadım. ama bu hayatın anlamını bilmediğim anlamına belki gelir belki gelmez.

denizde taş kaydırmak kadar boş işlerle uğraştığım oluyor. 

parça parça olmuş bir hatıra ormanı bir bakarsın yeşeriverir birdenbire ve bu garaip ormanın ürkütücülüğü içinde gündüzün rengi kararır, bulutlar gelir, yağan yağmur temizlemekten uzak keder yüklü bir sağanak.. istersem içini karartabilirim böyle.

yahut çın çın şarkı söyler çocuklar, bahçeye kurarken sofrayı. ıslak bir öpücüğü hediye bırakır yanağına acemi biri, silmezsin. siler gibi yapıp yerleştirmezsin. gülümseyen o yanaktaki öpücük neredeyse yaşlı babanın alnına kondurduğu aferim öpücüğüyle eşdeğerdir. kuşlar konar, kuşlar göçer. bir kelimenin anlattığı binlerce hikaye olur kimi zaman. ah sevgili zaman..

kitapların arasına not kağıtları bırakıyorum. kitabı isteyen olduğunda kararsız kalıyorum bir an onları ayırmakta.

dağınık biriyim ezelden. aradığımı buluyorum.

ne zaman hoşuma gitmeyen bir şey görsem, hoşuma gitmeyen o şeyi görebiliyor oluşum hoşuma gitmiyor. onu görebiliyorsam yapabileceğimi de biliyorum. "işte bunu yapan benim." dediğimde kaçışıyor şeytanlar. bazı kelimeleri hiç sevmiyorum.

yollar boyunca gittim. yollar boyunca geldim. yıllar boyunca. boyumca sevincim, üzüntüm boyumca. ancak bu kadarım işte, kendi boyumda.

saatin tiki, saatin takı. 


7 Nisan 2012 Cumartesi

ön dö trua

walt disney'in kendini dondurttuğunu duymuştum küçükken. denilene göre ölmekten hazetmeyen disney, yüz yıl falan sonra çözdürülmek üzere dondurtmuştu kendisini. belki de ölüme çare mi bulunurdu, hastalığı vardı da ona şifa mı, bilemiyorum.

fantastik bişey bu. kabul. belki aslı astarı da yoktur, belki aslı vardır astarı yoktur. ne bileyim..

beni ilgilendiren kısmı şu ki, bilemiyorum hangi travmamın etkisiyle, günlük hayatımda bunu uygulamak istiyorum. çok ayrıntı yazamayacağım ama, böyle bi köşeye çekileyim, kimse dokunmasın da içime döneyim, ama sonra geri çıktığımda her şeyi yerli yerinde bulayım, hoplaya zıplaya devam edelim gibi. evet evet, yok böyle bi dünya.

ama aslında biraz da var. orda yaşıyorum.

25 Şubat 2012 Cumartesi

içli köfte

bilmediklerim, bilip de söylemediklerim ve bildiğimi bildirdiklerim arasına büyüktür işareti konulsa bile bu bir matematik tanımı olmaktan uzak, ben uzak, sen uzak..

10 Mayıs 2011 Salı

terennüm

sokakta bana 'vedide!' diye seslenirsen bakarım vedide. ne var ki evde sigara içme yasağı koydum. her patlıcan mor olmak zorunda değildir. bazı papatyalar beyaz bile.

12 Kasım 2010 Cuma

sen söyle

kıkırdıyordu. ben evimin pencerelerinden en kolay ulaşılır olanından sarkmış boylu boyunca uzanan sokağı, denizin parıltısını camilerin en eskisini seyrediyordum. ağzım da boş durmuyordu hani. durmadan konuşuyordum.

masaya yaklaşan üçüncü mendil satıcısına "daha yeni bir tane aldık" diyerek masadaki mendili gösterdi. bir önce gelen çocuktu ve ben "çocuklardan alışveriş yapmak yasak" diye engellemiştim onu. ondan önce gelene öbürü "bozuk paramız yok." demişti. öyleydi gerçekten. masada geçmişi karanlık bir beyaz mendil paketi duruyordu, enfiyenin yanında.

telefon çaldığında evin televizyonlu bölümünde televizyon seyrediyorduk. allahım, ne beklenmedik şeyler yapıyoruz bazen! konuşmaya başlarken ağır ağır merdivenleri indim. merdivenler derin bir havuza açılıyordu. havuzun içi olmadık kardeşlik duygularıyla dolu. orada ağırlık az hissediliyor. nefes pek bir derin..

"gitmeyeceğim!" dedim. "çok işim var.." dedi. "birazını ben yaparım." dedim. "senin de çok işin var." dedi. "birazını sen yaparsın." dedim. gülümsedi. ben de koluna girdim.

anlatıyordum ona, neden memnun olduğumu, nasıl, biraz. biraz anlatıyordum, o çok anlıyordu. zor şeyleri anlatırken çok espri yapıyorum. o çok büyük bir anlayışla zorluğumu kolaylaştırıyor ve sonsuz kikirdiyor. buna bayılıyorum.

o sokak dünyanın en bahtlı ikinci sokağı olabilir. biliyor musun dünyada kaç tane "dünyanın en bahtlı ikinci sokağı" olduğunu? hayır bilmiyorsun. boylu boyunca uzanıyordu önümde.

enfiyemin nerede olduğunu düşündüm bir an. yeşil çantamda olmalıydı. masanın üstünden mendille enfiyeyi kardeş kardeş kaldırıp çantama atışım canlandı gözümde. iyi ki peşine takılıp gitmişim onunla.

hava bu gün bir başka güzel, yıldızlar çakmak çakmak.